Maviden Beyaza Bir Yolculuk - Antalya Ultra 57K Yarış Raporu 28/01/2025

 Yılın Son Dansı: Planlanmamış Bir Randevu










Antalya Ultra, yılın son yarışı konumunda olan ve "Maviden Beyaza" sloganıyla insanı kendine çeken bir parkur. Ancak o tarihlerdeki takvim yoğunluğu ve hızlanma hedeflerim nedeniyle bu yıla kadar radarımda değildi. Geçen sene Feslikan ve Saklıkent gibi yaylaların karlar altında kalıp parkurdan çıkarılması, Mersin’den giden arkadaşlarımın o anormal doğa şartlarındaki mücadelesi bize yarışı anlık olarak takip ettirmişti. Arkadaşlarımsa o kadar keyif almışlardı ki, 2025 kayıtları açılır açılmaz yerlerini ayırttılar.

Benim ise hâlâ niyetim yoktu; ta ki yazın Niğde Aladağlar’ın yüksek rakımlı havasını soluyana dek. Ruhum, makalelerimde sıkça değindiğim bizi zorlarken geliştiren "İstenilir Zorluk" (Desirable Difficulties) prensibiyle yeni bir serüven arıyordu. Servet Şanlı abimin teşvik edici mesajlarıyla, yıl kapanışını 57K parkurunda yapmaya karar verdim. Mersin’den 10 kişilik bir ekip olarak iki araba yola çıktık; hedefimiz Akdeniz’in mavisinden Toroslar’ın beyazına uzanmaktı.

Karanlıkta İlk Adımlar: Boğa Çayı'nın Sessizliği

27.12.2025 Cuma akşamı Konyaaltı’ndaydık. Expo alanında, organizasyonda görevli koşucu arkadaşım Bora ile ayaküstü sohbet ettik. Hafta başı yaylalara kar yağmıştı. Aynı zamanda işaretlemeleri de yapan Bora yukarıların sert olabileceği konusunda bizi uyardı. Yarış sabahı 03:00’te kalktığımızda içimde bir heyecan vardı. Geceden iki "dropbag"(yedek çanta) hazırlamıştım. Eldiven ve buff(boyunluk) gibi ekipmanları Feslikan çantasına koydum; hatta yağmurluğumu bile o çantaya atmayı düşündüm ama neyse ki son anda yanıma almışım. Parmakları açık bisikletçi eldiveni ile yarışa başladım. O an farkında değildim ama çift katmanlı korunaklı eldivenlerimi yanıma almamanın bedelini yukarıda ağır ödeyecektim.



Yarışı Mersin'den birlikte geldiğim arkadaşım Ekrem’le koşmayı planlamış ve start çizgisine de yan yana gelmiştik. Saat 04:30’da start verildiğinde Akdeniz'in nemli nefesi yüzümüze çarpıyordu. Konyaaltı sahil yolunda, yaklaşık 200 koşucuyla birlikte karanlığa doğru aktık. Yaklaşık 2 km sonra Boğa Çayı’na vardığımızda şehir ışıkları yavaş yavaş soldu.

İşte o an, karanlığın hakimiyeti başlayınca kafa lambalarımızı açtık. Sahilin aydınlığından sonra kafa lambalarımızın ışık huzmeleri altında, çayın kenarında ilerlemeye başladık. Henüz 2. kilometrede rüzgarlık fazla gelince durup çıkardım; bu sırada Ekrem ile biraz geride kalsak da planımıza sadıktık, omuz omuza ilerliyorduk.

Boğa Çayı kenarında Mersin’den Mehmet Arı hoca ile karşılaştık. 85K parkurundaydı; Mardin Mezopotamya yarışı parkur keşfinden yeni gelmiş, ayağının tozuyla start almıştı. Mersin’deki yarışları nasıl geliştirebileceğimizi konuşarak bir süre sohbet ettik. Ardından Ankara’dan adaşım Cihan Demirköprülü ve aynı zamanda yarış tanıtım videolarını da yapan Ertuğrul Kulaksızoğlu ile karşılaştım. Ertuğrul’un yarış haftası yayınladığı geçen senenin tanıtım videosu, tam da bu sporun ruhunu yansıtıyordu. Videoda zorlanıp küfreden bir koşucuya yer vermişti. O değişken ruh hali, o anki serzenişler hepimizin içindeki o dürüst mücadeleyi temsil ediyordu.

Karaman Çayı: Soğukla İlk Temas

14. kilometrede meşhur su geçişine ulaştık. Karaman Çayı, diz üstüne çıkan buz gibi sularıyla bizi bekliyordu. Arama kurtarma ekiplerinin gerdiği halata sıkıca tutunarak, suyun içindeki kaygan taşlara basmamaya çalışarak geçtik. Soğuk suyun ayak bileklerimize değdiği an, dağın bize ilk ciddi selamıydı belki de...

Hemen ardından gelen sert tırmanış ise yarış boyu 2000 metrelere ulaşıcağımız bitmek tükenmek bilmeyen tırmanışların sadece küçük bir fragmanıydı. 23. kilometredeki Doyran kontrol noktasına (CP) ulaştığımızda hava aydınlanmaya başlamıştı. Burada Mersin ekibimizden Nazan ve Zeynep ile karşılaştık. Kısa bir molanın ardından Ekrem’le tekrar yola koyulduk.

İstenilir Zorluklar ve Beklenmedik Sınırlar

Tırmanışlar dikleştikçe batonlarımı açtım. Yükseldikçe Antalya Körfezi ayaklarımızın altına seriliyordu; sanki bir uçağın penceresinden bakıyor gibiydik. Tarihi Likya Yolu’nun kırmızı işaretlerini takip ederek 31. kilometredeki Geyikbayırı CP’ye ulaştık. Ancak burada şaşırtıcı bir bilgi aldık: Bir sonraki kontrol noktasına varmak için sadece 1,5 saatimiz kalmıştı. Keyif modundan çıkıp vites artırmak zorunda kaldık.



36. kilometrede antrenman eksikliği kas ağrılarıyla kendini gösterince, Servet abiden aldığım ağrı kesicileri ekip arkadaşlarımla paylaştım. O esnada yolda tanıstığımız arkadaşlarla 4 kişi birlikte ilerliyorduk. Özellikle ilk patika tecrübesini 85K’da yaşayan henüz 3 aydır koşan Deniz’in zorlandığı belli oluyordu. Dört kişi ağrı kesicilerimizi alıp "Saklı Cennet"e doğru tırmanışa devam ettik.

Gözlek Yaylası: Parmak Uçlarımda Buz ve Panik

38. kmdeki Saklı Cennet CP’den ayrılır ayrılmaz 1000 metrenin üzerine çıktık. Ara ara esen rüzgar üşütmeye başlamıştı. 2. kilometrede çıkardığım rüzgarlığımı, 39. kilometrede tekrar giydim ve kapüşonumu sıkıca kapattım.

42. km de rakım 2000 metreyi bulduğunda bizi bir plato karşıladı ama ne plato! Dağ yamacının koruması biter bitmez inanılmaz bir ayaz üzerimize çullandı. Rüzgar, ıslık çalan bir dev gibi haykırıyor, batonlarımızı elimizden savuruyordu. Etraftaki su birikintileri cam gibi donmuştu. Bir ara batonlarımla buzlara bateri çalar gibi vurup poz versem de, durum ciddileşiyordu.


Açıktaki parmaklarım morarmış, dokunma hissim tamamen kaybolmuştu. Son anda yanıma almaya karar verdiğim yağmurluğumu giymem, en azından ceplerine elimi sokmam gerekiyordu ama yeleğimin klipslerini hissetmedigimden açacak gücü parmaklarımda bulamıyordum. Panikle Ekrem’e seslendim.

"Ekrem, açamıyorum... Parmaklarımı hissetmiyorum!"

Ekrem, bir kuyuya düşmüşken yukarıdan uzatılan, tereddüt etmeden tutunacağınız o güçlü ve tanıdık el gibi, adeta hızır gibi imdadıma yetişti.

Sakince yeleğimi açtı, yağmurluğumu giydirdi; ellerimi ceplerime soktum. Batonlarımı Feslikan CP ye kadar 2 km o taşıdı. Yazın Aladağlar’da hissettiğim o "yenilmez" hissi, yerini bir anda "bırakma" düşüncesine bıraktı. "Feslikan’da bırakacağım Ekrem" dedim. Ekrem ise “Kontrol noktasına gidelim de bir bakarız.” diyerek beni telkin etti. O yarışı bitirmekte kararlıydı.

Feslikan: Koşmadan Koşmak

Feslikan yaylasına girdiğimizde, 85K parkurunun iddialı koşucuları karşımızdan gelmeye başlamıştı. Bizim bitiş noktamız olan Saklıkent’e gitmiş, geri dönüyorlardı. Tanıdığım çok iyi koşucuların bile bu ayazda ne kadar zorlandıklarına tanık oldum. Yaklaşık 30 kilometredir bu 2000 rakımlı ayazda devam ediyorlardı; üzerlerinde bere, buff, kapüşon ne varsa giymişler, yalnızca gözleri görünüyordu. Çoğunu tanımakta güçlük çektim. Performansı zirve olan bu koşucuların bir kısmı inişlerde bile yürüyordu; bir kısmı yarışı bırakmak zorunda kalacaktı. Ben de bu ruh haliyle, yarışı bırakma niyetiyle 45 km deki Feslikan CP’ye vardım.

Kontrol noktasında sıcak bir çay ve bıraktığım çantamdan çıkan o çift katmanlı eldivenler her şeyi değiştirdi. Ekrem’in de kararlılığıyla yarışı bırakma düşüncesi bir anda buharlaştı. Tam o sırada eşim Aydan aradı; çocuklarımın ve ailemin desteği, düşen kar taneleriyle birleşince moralim iyice yerine geldi.

Feslikan’dan çıkarken inişli bir yerde arkamızdan öyle bir rüzgar esti ki, durmak istesek de duramıyorduk. Yelkenleri sonuna kadar açılmış bir gemi gibi rüzgarı arkama aldım. Ayaklarım benden bağımsız hareket ediyordu. Yarım saat önce donma korkusuyla titrerken, şimdi kahkahalarla yokuş aşağı savruluyordum. İstanbul Caddebostan sahilindeki o meşhur yazıyı anımsadım ama kendi versiyonumla:

"Koşmadan da koşulabiliyormuş!"

Mavinin Huzurundan Beyazın Sertliğine

Yol kenarlarındaki kar örtüsü Saklıkent yolunda iyice artmıştı. Bir ara bu anı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çekmeye yeltendim ama o donma korkusu hâlâ tazeydi; eldivenlerimi çıkarmaya cesaret edemeyince ancak yarım yamalak kareler yakalayabildim. "Keşke burada bir fotoğrafçı olsa," diye düşünürken, önümde soğuktan tükenmiş koşucularla karşılaşmaya başladım.



Tam o esnada, ağrı kesicimi paylaştığım Deniz ile tekrar karşılaştık. İyi görünüyordu, beni tempolu bir şekilde geçti. İlk karşılaştığımızda mental olarak sarsıldığını ama o ağrı kesiciden sonra kendine geldiğini söyledi. Deniz ile yarış sonrası tekrar görüştüğümüzde, ilk ultrasında 85K’yı başarıyla bitirdiğini öğrendim. "O ağrı kesici olmasa ilk kontrol noktasında bırakabilirdim" demesi beni çok mutlu etti. Bu tarz yol arkadaşlıkları seneler sonra bile unutulmuyor.

52. kilometrede, o dondurucu ayazın ortasında fotoğrafçı Egemen Dağıstanlı’yı gördüğümde neredeyse boynuna sarılacaktım. Batonlarımı havaya  kaldırdım "Bu yarışta karlı fotoğrafım olmasa çok üzülürdüm!" diye seslendim. Onun bu soğukta bekleyişi, işine verdiği değerin en büyük kanıtıydı. 



Bitiş çizgisine ulaştığımda saatim 58,5 kilometreyi gösteriyordu. 2700 metre yükseklik kazanımıyla Antalya Ultra’yı tamamlamıştık. Dönüş yolunda midesi bulanan arkadaşlarımız nedeniyle zorlu bir otobüs yolculuğu yapsak da, "Koşu Günlüğü" podcastinden tanıdığım Aykut Ceylan ile yüz yüze tanışıp sohbet etmek yolun tüm yorgunluğunu aldı.

Ertesi gün Konyaaltı sahilinde 5K toparlanma koşumuzu yaptık, ödül toreninde kürsü yapan arkadaşlarımızı alkışladık, o meşhur Antalya piyazını afiyetle yedik ve heybemizdeki bu unutulmaz deneyimle yola koyulduk.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Farklı Bir Gezegene Yolculuk - Aladağlar 45K Yarış Raporu - 11/07/2025

Bir Aile, Üç Yarış, Dört Koşucu - Kapadokya Ultra Trail 2025